ICAD'in Kuruluşu ve Mücadelesi
ICAD'ın Kuruluşu
Gözaltında kayıplara karşı örgütlü mücadelenin başlangıç yeri Latin Amerika'dır. Arjantin'deki "Plaza de Mayo Anneleri"nin mücadelesi bir çok ülkeye örnek olmuştur. Türkiye'de de, politik kişiliğinden dolayı devlet tarafından kaçırılan Hasan Ocak için, arkadaşları ve ailesi tarafından yürütülen "Hasan Ocak Kampanyası", sürekliliği sağlanmış örgütlü kayıplar mücadelesinin başlangıcı kabul edilir. Hasan Ocak'ın işkenceyle katledilmiş cesedini 55 günlük bir aramadan sonra bulan kampanya yürütücüleri, Plaza de Mayo Annelerini örnek alarak, kayıplara karşı mücadeleyi sürekli kıldılar ve Cumartesi Anneleri'nin yaratıcısı oldular. Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995'ten başlayarak, her Cumartesi günü İstanbul'da Galatasaray Lisesi'nin önünde oturma eylemi gerçekleştirdiler.
Hasan Ocak Kampanyası sürecinde kurulan Demokratik Mücadele Platformu (DMP), Emekçi Kadınlar Birliği (EKB), İnsan Hakları Derneği (İHD), Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF) ve birçok kurumun desteğini alarak 17 - 19 Mayıs 1996 da İstanbul'da ‘'Susma'' şiarıyla 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı'nı gerçekleştirdi. Kurultaya Åžili, Kolombiya, Uruguay, Filipinler, Sri Lanka, Zaire (Kongo), Irak, Filistin, İngiltere, Fransa, Almanya'dan 32 ve Türkiye, Kürdistan'dan 100 kayıp yakını, insan hakları savunucusu, aydın ve sendikacı delege olarak katıldı. Türk devletinin kurultayı yasaklamasına rağmen başarıyla gerçekleştirilen kurultay, uluslararası bir örgütlenmenin ihtiyacını gördü ve "Kayıplara Karşı Uluslararası Komite" (International Committee Against Disappearances) - ICAD'ı oluşturdu.
ICAD, gözaltında kayıplara karşı mücadeleyi uluslararası alanda yükseltmek için, gözaltında kayıpların yaşandığı veya gözaltında kayıpların perde arkasındaki sorumlusu olan ülkelerde uluslararası kurultaylar gerçekleştirmektedir. ICAD, gözaltında kayıplar sorununun uluslararası bir sorun olduğunun ve çokuluslu tekellerin bunda büyük rolü olduğunun bilincindedir.
ICAD, 11 - 13 Temmuz 1997 tarihleri arasında Kolombiya'nın başkenti Bogota'da 2. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı'nı, Kolombiya'da mücadele yürüten insan hakları örgütü ANDAS'la birlikte gerçekleştirdi. Kurultayı destekleyen kurumlardan CINEP üyesi iki kişi, Elsa Alvarado ve Mario Calderon, kurultay öncesi 19 Mayıs 1997 tarihinde paramiliter güçlerce katledildi. Elsa ile Mario bir çok gözaltında kayıp olayını araştırmış ve açığa çıkarmıştı. Kurultay, Elsa Alvarado ve Mario Calderon'u ICAD'ın onur üyeleri olarak kabul etti. 23 Uluslararası delege ve Kolombiya'dan da 135 delegenin katıldığı kurultay, "Yaşam İçin Bir Işık" adıyla yapılan bir yürüyüşle başladı. Yoğun polis ablukasına ve tehdidine rağmen gerçekleştirilen yürüyüş ve kurultay ulusal ve uluslararası kamuoyunda olumlu ilgi gördü.
3. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı ise, 14 - 21 Mayıs 1999 tarihlerinde Filipinlerin başkenti Manila'da, insan hakları örgütü KARAPATAN ve kayıp yakınları örgütü DESAPARECIDOS ile birlikte gerçekleştirildi. Kurultay fiili olarak başlamadan önce, delegeler 2 günlük bir gezi-araştırma ile "küreselleşme"nin emekçilere getirdiği sefaleti, çelişkileri, sözde demokrasinin kimler için olduğunu ve halk üzerinde estirilen terörü yerinde bizzat gördüler. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Günü olan 17 Mayısta Manila'da bir yürüyüşle başlayan Kurultay boyunca delegeler, gözaltında kayıp sorununun yanı sıra, "küreselleşme" ve onun insan haklarına olumsuz etkisini de gündemlerine aldılar.
ICAD, 4. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayını 17-21 Mayıs 2002 tarihlerinde Almanya'nın Nürnberg kentinde gerçekleştirdi. Kurultayın konusu söyle belirlenmişti:
"küreselleşme: İnsan hakları Artık Geçersiz mi? Gözaltında Kayıplar, İşkenceler. Askeri Mahkemeler, Tecrit, Cezaevleri, Savaşlar, Yoksulluk...". Kurultay, açılan resim sergisi, gerçekleştirilen yürüyüş ve oturma eylemleriyle ve enternasyonal dayanışma gecesi ile güçlendirildi.
ICAD 4. kurultayı ile Gözaltında Kayıplar sorununu, nedenlerini, devletlerin ve tekellerin sorumluluklarını kamuoyunun gündemine bir kez daha taşıdı. İlk defa gözaltında kayıplar ve diğer insan hakları ihlallerinde sorumluluğu olan bir devlette gerçekleştirilen uluslararası kurultayda, "küreselleşme - İnsan hakları Artik Geçersiz mi?" konusu ve Nürnberg kentinin seçilmesi bilinçli yapılan bir tercihti. Nürnberg, insan haklarına ilgi duyan bir kent olarak, uluslararası mahkemeleriyle birçok Nazi suçlusunun yargılandığı bir şehir olarak ve Arjantin'deki Mercedes Benz firmasının eski yöneticisi Juan Tausseikraut'a karşı, insan hakları ihlallerinden dolayı açılan davanın yürütüldüğü ve Arjantin'deki kayıpların sorumlusu olarak ordu mensuplarına karşı şimdiye kadar tutuklama ve Almanya'ya teslim kararlarının çıktığı bir şehir olma özelliğine sahip.
Nürnberg'de yapılan kurultay, "küreselleşme" konusunu, egemenlerin temel insan haklarını yok ederek kendi egemenliklerini pekiştirme yanını da ele aldı. Konuya ilişkin olarak, ICAD Uluslararası Konseyinin öngördüğü Çalışma Grupları kurultayda oluşturuldu ve bu çalışma gruplarında konuların uzmanlarının sunduğu veriler, delegelerin bilgi ve tecrübeleriyle de birleştirildi.
Arjantin, Almanya, İngiltere, Fransa, Kolombiya, Nepal, Hollanda, Kuzey Kürdistan, Oromo (Etiyopya), Filistin, Peru, İsviçre ve Türkiye gibi 13 ülkeden delegeler katıldı. Plaza de Mayo Anneleri'nin temsilcisi Mercedes de Merono ve Cumartesi Annelerinin yaratıcılarından Hatice Toraman onur konuklarımız idi. Başta Arjantin ve Türkiye olmak üzere 13 ülkedeki kayıplar mücadelesi bir kez daha buluştu. Delegeler, çalışma gruplarında yürüttükleri verimli tartışmaların yani sıra, şimdiye kadar elde ettikleri deney ve tecrübelerini de kurultaya taşıdılar.
Kurultay katılımcıları, devletlerin ve tekellerin iktidarlarını güvenceye almak için, her türlü muhalefeti farklı baskı yöntemleriyle nasıl yok etmeye çalıştıklarını 4 ayrı çalışma grubunda tespit ettiler.
Gözaltında Kaybetme Nedir?
Gözaltında kaybetme, devletlerin halka ve onun örgütlü güçlerine karşı uyguladığı özel bir baskı ve yok etme yöntemidir. Devlet, kişiyi kaçırır, gözaltına alır ama gözaltına aldığını inkar eder, kişinin yakınlarına kayıp kişi hakkında hiç bir bilgi vermez. Böylece de hem kişiyi öldürür, hem de kişinin yaşayıp yaşamadığı noktasında yakınlarını belirsizlik içinde bırakarak, onları korkutmaya, sindirmeye ve susturmaya çalışır.
Gözaltında kaybetme devlet terörüdür. Genellikle gözaltına alınan kişi, işkence edilerek öldürülmüştür. Bazen ceset bulunabilecek yerlere bırakılsa da, genellikle gizli yerlere gömülür veya atılır. Çok istisnai durumlarda kayıp kişi sağ bırakılır ve geri gelir. Devletin bu terörü, muhalif herkesi hedef alabilir. Her kaybedilen kişi, diğer sosyal ve siyasal örgütlenmeleri susturmak için bir gözdağı niteliği taşır.
Gözaltında kaybetme, planlanarak uygulanan bir devlet politikasıdır ve devletin en üst düzeyde hükümet ve askeri yetkililerinin onayı ile yapılır. Gözaltında kaybeden devletler, genellikle bu katliamlar için özel birimler oluştururlar. Gizli cezaevleri, farklı işkence ve katliam metotları bu uygulamaların bir parçasıdır. Devletin resmi organları, farklı tekniklerden de yararlanarak, yanlış bilgiler yayarak, katliamlarının üzerini örtmeye çalışırlar. Bütün bunlar, devlet içinde bir çok organın bu isle uğraşmasını ve birbirleriyle koordineli bir şekilde çalışmalarını gerektiriyor.
Gözaltında kayıplar, devletlerin başvurduğu bir çok insan haklarını ihlal etme, yok etme yöntemlerinden sadece bir tanesidir. Bu yönteme başvuran devletler, bunu, toplumsal muhalefeti, halkların başkaldırısını bastırma stratejilerinin bir parçası olarak uygularlar. Genellikle kirli savaş, demokratik örgütlenmelerin yasaklanması, siyasal muhalefete karşı kitlesel tutuklamalar, sistematik işkence uygulamaları, suçluların yargılanmadan serbestçe dolaşmaları ve katliamlar da bu stratejinin parçalarıdır.
Neden Gözaltında Kaybetmeler?
Gözaltında kayıplar, daha çok sosyal adaletsizliğin derin olduğu ve halkın büyük kesiminin gelecek korkusu yaşadığı ülkelerde gündemdedir. Derinleşen eşitsizlik ve adaletsizlik, buna karşı tepkiyi ve başkaldırıyı da beraberinde getirmektedir. Toplumsal muhalefet gelişip sistemi zorladıkça, bir avuç azınlık, çıkarlarını korumak için elinde tuttuğu devlet gücünü, devletin kendi yasalarını bile çiğneyerek halka karşı kullanır.
Gözaltında kaybeden devletler, bu yönteme başvurduklarında yalnız değildirler. Onları, uluslararası alanda koruyan güçlü müttefikleri vardır. Modern çağın bağrında kitlesel gözaltında kayıpların yaşandığı kıta olan Latin Amerika'da, bu politika ABD'nin geniş desteği ve gözetiminde uygulanmıştır. ABD'nin gözaltında kayıplar politikası, "anti-komünizm" ve "anti-terörizm" maskesi altında Vietnam'dan Filipinlere, Guatemala'dan Sili'ye kadar uzamaktadır ve bugün de devam etmektedir.
Uluslararası hukukta gözaltında kaybeden devletleri yargılayacak bir düzenleme yoktur. Var olan uluslararası hukuk sistemi, dünya hakimiyetini elinde bulunduran ABD ve diğer devletlerin çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Bu devletlerin diplomatik, politik, askeri ve ekonomik desteği, gözaltında kaybeden devletlerin en büyük desteği olmuştur. Hatta çıkarları gerektirdiğinde doğrudan müdahale etmede tereddüt etmemektedirler.
Gözaltında kaybeden devletler, uluslararası sermayenin de büyük ilgi alanıdırlar ve uluslararası sermayenin desteğiyle bu katliamlarını gerçekleştirmektedirler. Bu ülkelerdeki doğal kaynakların sömürüsünü garantiye almak, ucuz işgücünden yararlanmak, silah ticareti vs.nin önündeki tüm engellerin kaldırılması için, uluslararası sermaye hiç bir çirkinlikten kaçmamaktadır. Kirli savaşlar, kirli ticari ilişkilerle yürütülmekte, işçilerin, emekçilerin alınteri pervasızca pazarlanmaktadır.
ICAD Ne İstiyor?
ICAD, dünyanın her yerinde gözaltında kayıplar politikasının son bulmasını istiyor.
ICAD, gözaltında kayıpları ve insan hakları ihlallerini durdurabilmek için, tabanda bağımsız örgütlenmelerin gerekli olduğuna inanıyor. Gözaltında kayıplara karşı, kayıp yakınları ve örgütlenmelerinin yürüttüğü mücadelenin desteklenerek büyütülmesi ICAD'ın temel görevleri arasındadır.
ICAD, gözaltında kayıplara karşı mücadelenin, halkların işkence, katliam, baskı ve haksızlığın olmadığı bir yasam uğruna yürüttükleri mücadeleden ayrı ele alınamayacağının bilincinde hareket ediyor.
ICAD, halkların sosyal adalet için yürüttükleri mücadeleyi gerekli ve meşru görür. Yakınları gözaltında kaybedilmiş mağdurların da içinde olduğu, sosyal adalet için mücadele eden örgütlenme ve hareketlerle birlikte çalışır. İnsan haklarını savunan sosyal ve siyasal hareketleri destekler.
ICAD, gözaltında kaybeden devletlerle her türlü işbirliğine karşıdır. Bu devletlerden kaçan mültecilere iltica hakkının tanınmasından yanadır.
ICAD, gözaltında kayıpların sorumlularının yargılanacağı bir Uluslararası Mahkemenin kurulmasını istemektedir.
Gözaltında kayıpların sorumluları, devlet hizmetinde ve onayında bunu gerçekleştirdikleri için, elini kolunu sallayarak gezebilmektedirler. Devlet gözaltında kayıpların araştırılmasını, failleri hakkında davaların açılmasını veya cezalandırılmalarını engellemektedir, çünkü kendisi suçludur.
ICAD, gözaltında kayıplara karşı mücadeleyi uluslararası alanda yükseltmeye çalışmaktadır. Gözaltında kayıplara karşı mücadele yürüten bütün lokal, ulusal ve uluslararası örgütlenmelerle birlikte çalışmaktan yana olan ICAD'in hedefi, böylesi örgütlenmeleri bir araya getirerek, uluslararası geniş bir demokratik platform yaratmaktır.
ICAD Nasıl Çalışıyor?
ICAD, gözaltında kayıpların yaşandığı veya gözaltında kayıpların sorumluluğunu taşıyan ülkelerde kurultaylar gerçekleştirerek, bu ülkelerdeki sosyal örgütlenmelerin ve kayıp yakınlarının mücadelesini desteklemektedir. ICAD, seksiyonlar seklinde örgütlenerek, uluslararası bir iletişim ağı yaratmaktadır.
ICAD, gözaltında kayıpların kamuoyuna taşınması için araştırma ve analizler yapar, sonuçlarını yayınlar ve kampanyalar düzenler.
ICAD, gözaltında kayıpları sahiplenmek için, onların yakınları ve arkadaşlarıyla birlikte kampanyalar düzenler. ICAD, her yıl 17 - 31 Mayıs Uluslararası Kayıplarla Mücadele Haftası'nı birçok aktivite ile örgütler.
ICAD, sadece gözaltında kayıpların sonuçlarıyla değil, genel olarak her türlü baskının nedenlerini, perde arkasındaki sorumlularını ve uygulanan yöntemleri da araştırarak açığa çıkarır. Gözaltında kayıpların nedenlerinin bilince çıkarılması için geniş bilgilendirme de bulunur.
ICAD, sadece gözaltında kayıplara karşı değil, aynı zamanda işkenceye, yargısız infazlara, tecrit cezasına ve tüm diğer insan hakları ihlallerine de karşıdır.
